bi'şeyler

Korku da Göç Eder

Liderler ölür, iktidarlar çöker, ama yarattıkları atmosfer insanların hayatından tam anlamıyla çıkmaz. Aksine yıllar sonra bile konuşma biçimlerine, aile ilişkilerine ve hafızalara kadar sızmaya devam eder. 1930’dan 1961’deki suikastine kadar Dominik Cumhuriyeti’ni yöneten Rafael Trujillo da tam olarak böyle bir figürdür. Karayipler tarihinin en baskıcı rejimlerinden birini kuran Trujillo döneminde sansür, siyasi cinayetler, gözetlenme korkusu, işkence ve sistematik şiddet gündelik hayatın sıradan parçaları haline gelir.

Fakat bu rejimin en rahatsız edici tarafı yalnızca uyguladığı şiddet değildir; bu şiddeti sıradanlaştırma biçimidir. Sessizlik bir hayatta kalma stratejisine dönüşür. İnsanlar doğrudan konuşmak yerine ima etmeyi, susmayı ve söylentiler üzerinden anlaşmayı öğrenir.

The Brief Wondrous Life of Oscar Wao’ da Trujillo bu sebeple yalnızca tarihsel bir karakter değildir; nesiller boyunca dolaşan bir lanet gibi yazılır. Romanın merkezindeki “fukú” kavramı da bunu temsil eder zaten: Karayipler’e sömürgecilikle birlikte geldiği düşünülen, kuşaktan kuşağa yayılan bir uğursuzluk hali. Díaz’ın anlatısında Trujillo bir diktatörden çok bu lanetin vücut bulmuş hali gibi belirir; insanların hayatına, aile ilişkilerine ve hafızalarına yerleşmiş bir figür olarak.

Romanın merkezinde ise Oscar de León vardır. New Jersey’de büyüyen Dominik-Amerikalı Oscar, çevresindeki hiçbir kimlik tipine tam anlamıyla uyum sağlayamaz. Kilolu, asosyal, science-fiction ve fantastik edebiyat takıntılı bir “nerd” olarak karşımıza çıkar. Alışılagelmiş Dominik erkekliğinin aşırı maskülen beklentilerine uymaz, aynı zamanda Amerikan toplumunda da kendine tam anlamıyla yer bulamaz. Sürekli iki dünya arasında sıkışmış gibidir: diaspora ile anavatan arasında, ait olmak ile dışlanmak arasında…

Oscar karakterini ilginç yapan şeylerden biri de Díaz’ın onun bilim kurgu ve çizgi roman takıntısını yalnızca bir karakter özelliği olarak kullanmamasıdır. Oscar dünyayı Marvel karakterleri, Tolkien evrenleri ve kıyamet senaryoları üzerinden anlamlandırır çünkü romanın anlattığı tarih zaman zaman gerçeküstü hissettirir. Anlatıcı Yunior’un Trujillo’dan söz ederken ona kimi zaman “our Sauron” diyerek neredeyse Yüzüklerin Efendisi evreninin karanlık hükümdarı gibi yaklaşması da bundan kaynaklanır. Díaz’nın romanda kurduğu Dominik Cumhuriyeti atmosferi öyle yoğun bir korku ve baskıyla örülüdür ki, klasik realizm bazen olan biteni açıklamaya yetmez. Bu yüzden romandaki diktatörlük anlatısı neredeyse fantastik bir korku hikayesine dönüşür.

Romanın anlatı yapısı da bu hissi sürekli destekler. Hikayeyi çoğunlukla Oscar’ın arkadaşı Yunior anlatmasına rağmen Yunior hiçbir zaman tam gerçeği bildiğini iddia etmez. Sürekli “derler ki” gibi ifadeler kullanır. Söylentiler, aile hikayeleri, dipnotlar, eksik bilgiler ve çelişkili anlatılar romanın içine yayılır. Çünkü korku ve sansür üzerine kurulu bir rejimde hakikat dediğimiz şey de parçalanır. Geçmişe dair kayıtlar yok edilir, bazı hikayeler hiç anlatılamaz, bazı insanlar ise korkudan susar.

Belki de romanın en zekice detaylarından biri dipnot kullanımıdır. Kitaptaki dipnotların büyük çoğunluğu Trujillo ve Dominik tarihine ayrılmıştır ama fiziksel olarak sayfanın en altına itilmişlerdir. Díaz bir yandan diktatörün gölgesinin her yere yayıldığını kabul ederken, diğer yandan onu hikayenin gerçek merkezi yapmayı reddeder gibidir. Trujillo roman boyunca sürekli hissedilir ama anlatının kontrolünü hiçbir zaman tamamen ele geçiremez.

Zaten romanın temel meselelerinden biri de tam olarak budur: Bir hikayeyi kim anlatır, kim kontrol eder? Çünkü hem diktatörler hem de anlatıcılar bir tür gerçeklik üretir. İkisi de hafızayı şekillendirmeye, insanların ne hissedeceğini ve neye inanacağını belirlemeye çalışır. Trujillo bunu korku ve baskıyla yaparken, anlatıcı Yunior parçalanmış hikayelerle, boşluklarla ve eksik cümlelerle karşılık verir. Bu yüzden roman hiçbir zaman tek bir doğruya yaslanmaz. Aksine Díaz sanki şunu ima eder: böylesi travmatik tarihler ancak kırık dökük hikayelerle anlatılabilir.

Roman aynı zamanda diaspora fikrine de alışılmış şekilde yaklaşmaz. Amerika burada kurtarıcı bir “yeni hayat” fikri sunmaz. Karakterler Dominik Cumhuriyeti’nden fiziksel olarak uzaklaşsalar bile rejimin yarattığı şiddet kültürü onların peşinden gelir. Travma göç eder. Sessizlik de öyle. Romanın tekrar tekrar “Nothing ever ends” fikrine dönmesi de bundan kaynaklanır zaten: bazı şeyler resmen sona erse bile insanların içinde yaşamayı sürdürür.

Oscar’ın karakteri de tam bu noktada Trujillo’nun zıttı gibi kurgulanır. Trujillo kontrol, güç, beyazlık ve aşırı maskülenlik takıntısıyla yazılırken; Oscar hassas, kırılgan, romantik ve toplumtarafından sürekli küçümsenen bir karakterdir. Ama Díaz tam da bu “uyumsuz” karakteri merkeze koyarak klasik güç anlatılarını ters yüz eder. Çünkü romanın asıl ilgilendiği şey diktatörlerin kendisinden çok, onların gölgesinde yaşamaya çalışan insanların hayatlarıdır.

Bu yüzden The Brief Wondrous Life of Oscar Wao’nun en güçlü tarafı tam olarak burada yatıyor. Roman diktatörlüğü yalnızca tarihsel bir bilgi olarak anlatmaz; onun nasıl hissedildiğini göstermeye çalışır. Sessizlikle, söylentilerle, lanet metaforlarıyla, parçalanmış hikayelerle. Ve sonunda insanın aklında şu düşünce kalır: bazı rejimler resmen sona erse bile, yarattıkları korku insanların içinde yaşamayı sürdürür. Çünkü bazen bir diktatör ölür, ama onun hikayesi ölmez.

Başa dön tuşu