Arzunun Sonu Var Mı?

Birini istemekle başlar. Sonra biraz daha istersin. Biraz daha yakın, biraz daha fazla, biraz daha uzun… Ta ki istemek, hayatındaki diğer her şeyin önüne geçene kadar.
Nagisa Ōshima’nın Duyular İmparatorluğu, tam da bu noktada rahatsız edici bir soru soruyor: Arzunun bir sınırı var mı? 1936 Japonya’sında geçen film, Sada ile Kichizo arasındaki ilişkinin giderek nasıl bütün dünyalarını işgal ettiğini anlatıyor. Başlangıçta iki insanın birbirine duyduğu yoğun çekim gibi görünen şey, zamanla dışarıdaki hayatın anlamını kaybettiği bir döngüye dönüşüyor. İş, toplum, gündelik hayat, hatta bedenin kendisi bile ikinci plana düşüyor.
Çünkü arzu, her zaman özgürleştirici değil. Bir şeyi istemek, bize ait bir seçim gibi geliyor. Kendi bedenin, kendi arzun, kendi sınırların… Oysa Duyular İmparatorluğu bu fikri ters yüz ediyor: İstediğimiz şey bizi yönetmeye başladığında hâlâ özgür müyüz?

Sada’nın arzusu yoğunlaştıkça onu özgürleştirmek yerine dünyasını daraltıyor. Kichizo da bu arzunun hem nesnesi hem ortağı hem de zaman zaman tutsağı haline geliyor. Burada film, “fazla seks” meselesinden çok daha ilginç bir yere gidiyor. Birini ne kadar isteyebiliriz? Ve daha önemlisi, birini istemek onu sahip olmak istemeye ne zaman dönüşür?
Filmin en çarpıcı taraflarından biri de Sada ve Kichizo arasındaki güç ilişkisinin hiçbir zaman sabit kalmaması. Kim kimi baştan çıkarıyor? Kim kimin peşinden gidiyor? Kim daha çok istiyor? Kim daha çok vazgeçemiyor? Cevaplar sürekli değişiyor. Çünkü ilişkilerde iktidar her zaman daha güçlü olanın elinde kalmıyor. Bazen daha çok isteyen, daha bağımlı olan taraf oluyor. Bazen de birinin diğerine duyduğu yoğun arzu, karşı tarafa beklenmedik bir güç veriyor.
Bu yüzden filmdeki cinsellik yalnızca haz üzerinden okunamıyor. Arzu aynı zamanda bir pazarlık, bir teslimiyet ve bir güç gösterisine dönüşüyor. Sada ile Kichizo birbirlerine yaklaştıkça özgürleşmek yerine birbirlerinin dünyasını küçültüyorlar. Dışarıda kalan her şey önemsizleşirken, birbirleri üzerindeki etkileri büyüyor.

Ve belki de filmin asıl rahatsız edici tarafı burada. Çoğu aşk hikâyesinde arzu, kavuşmayla sona erer. Duyular İmparatorluğu ise kavuşmanın arzuyu bitirmediğini gösterir. Tam tersine, bazen arzu ancak sahip olduğunda daha fazlasını istemeye başlar. Biraz daha yakın. Biraz daha fazla. Biraz daha ileri. Ta ki sınır diye bir şey kalmayana kadar.
Belki de arzunun sonu yoktur. Ama insanın bir sınırı vardır…






