Betonun Böldüğü Tribün

1961’de bir sabah uyandığınızda, şehrinizin ortasından beton bir çizgi geçtiğini düşünün. Sokaklarınızın, anılarınızın, hatta tuttuğunuz takımın bile ikiye bölündüğünü… Hertha BSC için bu, metafor değildi. Gerçekti.
Berlin Duvarı yükseldiğinde şehir Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldı. Haritalarda görülen bu ayrım, aslında insanların kalbinden geçiyordu. Ve o kalbin bir kısmı Olimpiyat Stadı’na akıyordu.
Hertha Berlin, Batı Berlin’in takımıydı. Maçlarını Batı’da oynuyordu. Ama taraftarı? Taraftarın tamamı Batı’da değildi. Duvar örüldüğünde binlerce Hertha taraftarı bir gecede Doğu Berlin’de kaldı. Aynı marşı söyleyen, aynı formayı giyen, aynı galibiyette sevinen insanlar; bir beton hattın iki yanında buldu kendini. Bir yarısı tribünde, diğer yarısı radyo başında…

Doğu Almanya’da Batı takımlarını desteklemek politik bir meseleydi. Yine de Doğu’daki Hertha taraftarları, Batı radyolarından maç yayınlarını dinledi. Duvarın ötesinden gelen o cızırtılı ses, yalnızca bir futbol karşılaşmasını değil, “aynı şehrin insanı olma” hissini taşıyordu. Futbol burada bir oyundan fazlasına dönüştü: kimlik, hafıza ve sessiz bir direniş biçimi oldu.
Modern ulus-devletler sınırları çizerek kimlik üretir. Berlin’de ise sınır, kimliği parçalamaya çalıştı. Aileler bölündü, mahalleler bölündü, hatta tribün kültürü bile bölündü. Ama aidiyet öyle kolay kesilmiyor. Bir takımı tutmak, bir şehri tutmaktır bazen. Bir armaya bağlı kalmak, “Ben hâlâ buradayım” demenin yoludur.
1989’da duvar yıkıldığında, bu yalnızca siyasi bir birleşme değildi. Tribünlerin de yeniden birleşmesiydi. Aynı takımın taraftarları yıllar sonra aynı tribünde yan yana durdu. Arada geçen onca yıl, kayıp anı ve bastırılmış sevinçle.

Bugün Olimpiyat Stadı’nda bir Hertha maçı izlerken, tribünde yan yana duran iki insanın geçmişte duvarın farklı taraflarında kalmış olabileceğini düşünmek insanı şaşkına çeviriyor. Bir beton bariyerin, aynı şehrin takımını destekleyen insanları bile ikiye bölebilmiş olması… Futbolun ne kadar güçlü bir toplumsal bağ olduğunu da tam burada anlıyoruz.
Çünkü bazı şeyler haritayla bölünmüyor. Ve bazen bir futbol takımı, sadece sahaya çıkan on bir oyuncudan ibaret değildir. Bir şehrin çocukluğunu, kaybını, inadını ve umudunu taşır. Tribünde yan yana duramayanların ortak hafızası olur; aynı anda sevinemeyenlerin bile aynı anıyı paylaşmasını sağlar. Çünkü şehirler yıkılsa da, hafıza çoğu zaman bir arma üzerinde yaşamaya devam eder.






