sanat

Cazın Rengi, Rengin Ritmi

Bazı sanat işleri vardır; insanın bütün dikkatini talep etmez, adeta seninle birlikte yaşar. Gündelik hayatın akışına karışır, fark ettirmeden yerini alır ve tam da bu yüzden akılda;kalpte;ruhta kalıcı olur.

Henri Matisse denince çoğumuzun aklına düz ve cesur renkler, özellikle de o kendineözgü derin mavi tonu ve neredeyse dans ediyormuş hissi veren soyut figürler gelir. Fakat Matisse bugün yalnızca müzelerde ya da sanat tarihi kitaplarında varlığını sürdüren bir isim değil; aksine, gündelik hayatın içine çoktan sızmış durumda. Bir Matisse tablosu, belki de en estetik akıllı telefon duvar kağıtlarından biri. Gün içinde defalarca göz ucuyla bakılan ama hiçbir zaman yorucu olmayan bir duvar kağıdı…

Özellikle Berlioz gibi isimlerde benzer bir his bugünün caz sahnesinde de kendini göstermekte. Berlioz’nun müziği caz ile elektronik tınılar arasında dolaşan, ritmiyle bedeni harekete geçiren ama aynı zamanda arka planda akıp gidebilen bir yapıya sahip. Yemek yaparken, arkadaşlarla sohbet ederken ya da sadece akşamın temposunu düşürmek isterken Berlioz size eşlik edebiliyor. Müziğin kendisi öne çıkmak yerine ortamın ruhuna sızıyor, onu adeta yeniden kuruyor.

Matisse ile Berlioz arasındaki bağ tam da bu noktada belirginleşiyor. Matisse’in Jazz adlı çalışması müziği resmetme iddiası taşımaz; daha çok cazın ruh halini, doğaçlamasını ve ritmini görselleştirmeye çalışır:Makasla kesilmiş renkli formlar, bir anlık hareketin izini taşıyor gibidir. Canlı ve enerjik olmalarına rağmen belli bir mesafeyi korurlar; izleyiciyi üzerine çekmekten çok, ona alan açarlar.

Berlioz’nun görsel dünyası da benzer bir sadelik ve mesafeyle kuruludur. Albüm kapaklarında kullanılan minimal çizgiler, düz renkler ve yalın figürler açık bir anlatı sunmaz; daha çok bir atmosfer yaratır. Tıpkı Matisse’te olduğu gibi, anlam doğrudan verilmez, hayranına sezdirilir.

Her iki ismi yan yana düşündüğümüzde ortak bir estetik tavır ortaya çıkar: minimal ama soğuk olmayan, şık ama gösterişten uzak bir duruş. Bu işlerde belirgin bir “klas” hissi vardır; fakat bu his hiçbir zaman iddialı ya da baskın değildir. Bilinçli bir geri çekilme, kontrollü bir mesafe söz konusudur. Belki de bu mesafe, işleri bu kadar etkili kılan şeydir.

Gürültünün, hızın ve görsel fazlalığın hakim olduğu bir dönemde Matisse de Berlioz da arka planda kalmayı tercih eder. Ancak bu, silikleşmek değil; aksine, mekanı taşıyan bir varlık halidir. Sanat bazen sesini yükseltmez:Sadece orada olur ve bulunduğu alanı sessizce tutar.

Başa dön tuşu