bi'şeyler

Kaybetmenin El Kitabı

Hepimizin hayatında aynı duygunun farklı tonlara büründüğü anlar var. “Loser’lık” dediğimiz hâl de öyle tek bir şey değil. Bazen yerin dibine girmişizdir, bazen kalbimiz kırık ama hâlâ umutluyuzdur, bazen de kimsenin arasına sığamayan o tuhaf insan oluruz. Aynı duygu… ama üç ayrı iç ses. Ve tuhaf bir şekilde, bu üç hâli de mükemmel anlatan şarkılar zaten yıllardır elimizin altında duruyordur.

İlk hâl, artık kendini toparlama refleksinin bile kalmadığı o an. Formidable burada devreye girer. Stromae bu şarkıda “güçlü durmayı” tamamen bırakır. “Je suis formidable” derken aslında herkes bunun tersini hisseder. Çünkü bu cümle, bir özgüven beyanı değil; kendini kandırma çabasıdır. Şarkının ilerleyen yerlerinde gelen “J’étais formidable, j’étais fort minable” hissi ise şunu anlatır: “Eskiden iyiydim belki ama artık değilim.” Bu bir isyan değildir, bir yakarış da değil. Bu, sokağın ortasında dağılan birinin iç monoloğudur. Dinlerken “üzüldüm” demezsin; “ben de böyle görünmüş olabilir miyim?” diye düşünürsün. Çünkü bu şarkı, loser’lığı ilk kez süslemeden anlatır.

Sonra duygu aynı kalır ama şekil değiştirir. Bu sefer sahnede romantik bir dram vardır. Misery, kalbi kırık olmayı neredeyse estetik bir hâle sokar. “I am in misery, there ain’t nobody who can comfort me” dediğinde acı gerçektir ama anlatım yumuşaktır. Burada loser’lık, “sevilmedim” noktasındadır. Hâlâ karşı taraftan bir şey beklenir. Hâlâ “belki geri döner” ihtimali vardır. Adam Levine’ın sesi bu yüzden ağlamaz; sitem eder. Bu şarkıyı dinlerken insan kendini zavallı hissetmez. Tam tersine, “ben de çok sevmiştim” diyerek acıyı sahiplenir. Misery, depresyonun romantikleştiği, hatta biraz sevildiği yerdir. Acı vardır ama hâlâ kalbin merkezindedir; kenara itilmemiştir.

Ve sonra üçüncü hâl gelir. En sessiz ama en sert olan. Creep burada aşk acısından da, çöküşten de başka bir yere gider. Thom Yorke “I don’t belong here” dediğinde mesele artık bir kişi ya da bir an değildir. Mesele, varoluşun kendisidir. Bu şarkı “beni sevmediler” demez; “zaten bana göre bir yer değildi” der. “I want a perfect body, I want a perfect soul” sözleri kıskançlıktan çok yabancılığı anlatır. Creep’te loser’lık, geçici bir durum değil, karakter özelliği gibi durur. Ve belki de bu yüzden bu kadar evrenseldir. Çünkü hepimizin içinde, ne yaparsak yapalım “fazlalık” hisseden bir parça vardır.

Bu üç şarkıyı yan yana koyunca fark edilen şey şu: Duygu hiç değişmez, sadece dili değişir.

Formidable “ben dağıldım” der.
Misery “canım yanıyor ama hâlâ buradayım” der.
Creep ise “ben buraya ait değilim” diye fısıldar.

Ve okurken, dinlerken insanın aklından geçen tek cümle şudur:
“Evet ya… ben de tam olarak böyle hissetmiştim.”

Belki de bu yüzden bu şarkılar eskimiyor. Çünkü loser’lık geçici olabilir ama insan olma hâli pek geçmiyor.

Başa dön tuşu