Bir Harfin Taşıdığı Keder

Bazı parçalar vardır; dönemlerini aşarlar. İnsan bazen şarkının kim tarafından söylendiğini unutur ama yarattığı hissi unutmaz. Bir yerde arkadan çalar, bir anda tanıdık gelir ama o tanışıklığın nereden geldiğini birkaç saniye boyunca çıkaramazsın. Farkındalıktaki o kısa gecikme anı belki de asıl önemli noktadır, çünkü bazı şarkılar hafızada yalnızca bilgi olarak değil, bir his, bir atmosfer olarak kalır. Esmeray’ın sesi de bence böyle bir ses.
Geçenlerde Türkçe bilmeyen bir arkadaşıma Esmeray’ın “Unutama Beni” şarkısından bahsediyordum. Şarkının adını çevirirken otomatik olarak “forget me not” dedim önce. Yani direkt çevirisiyle “beni unutma.” Sonra bir anda kulağıma yanlış geldi, şarkının adına tekrar göz attım ve arada bir harfi görmezden geldiğimi fark ettim. Ve bu şarkının taşıdığı anlamı tamamıyla farklı bir şekilde yansıtan bir detaydı. Çünkü şarkının adı “unutma beni” değil, “unutama beni”ydi. Evet, aradaki fark küçücük gibi duruyor ama aslında hissi tamamen değiştiriyor. Bu farkın üzerine sohbet ederken fark ettim ki, burada söylenen şey bir rica değil sanki. Aksine ve daha çok bir imkansızlık emri: beni unutamayacaksın. Belki de bu şarkının yıllar sonrasında bile dinleyiciyle kalmasının sebebi de budur.

1970’lerin Türkçe müzik aranjmanları bugünün müziklerine kıyasla daha özel hissettiren bir melankoli hissi taşırlar. Bu ‘eski’ şarkılar her şeye rağmen acele etmez. Vokaller çoğu zaman dramatik bir patlamaya dönüşmez; tam tersine, bazı duygular özellikle geri çekilir sanki. Yaylılar geriden yükselir, ritim insanı ileri taşımaktan çok geçmişte saklı; nostaljik bir yerde tutar.
Fakat, o dönemden kalan bazı kayıtlar bugün dinlendiğinde nostaljik olmaktan çok hayaletimsi hissettiriyor. Tam kaybolmamış ama tamamen burada da değilmiş gibi. Esmeray’ın “Unutama Beni” şarkısı da böyle hayali ve hayaletimsi bir tınıya sahiptir.
Esmeray’ın sesindeki en ilginç şeylerden biri de, acı, terk ediliş ve kalp kırıklığı gibi duyguları zorlamıyor oluşu belki de. Şarkıyı büyük bir dramatik performans gibi söylemiyor. Hatta bazı cümleleri özellikle içeride tutuyor sanki. Bu yüzden bu şarkı yıllar sonra bile eskimemiş gibi geliyor kulağa. Çünkü his bağırılmıyor; yankılanıyor.
Esmeray’ın müzikal kariyeri de bu etkinin neden hâlâ hissedildiğini açıklayan önemli parçalardan biri. 1970’lerde Türkiye’de soul, funk, caz ve Anadolu pop etkilerini kendine özgü bir yorumla buluşturan sanatçı, dönemin baskın kadın vokal anlayışının dışına çıkan sesi ve sahne duruşuyla dikkat çekti. Yalnızca ses rengiyle değil, şarkılara taşıdığı ölçülü ifade biçimiyle de kendine ait bir alan yarattı. Özellikle 13,5 ve Gel Tezkere Gel Tezkere gibi parçalarla geniş kitlelere ulaşsa da, Esmeray’ın asıl mirası belirli bir dönemin yıldızı olmasından çok, Türkçe popüler müziğin sınırlarını sessizce genişleten isimlerden biri olmasıydı. Bugün hâlâ yeni kuşak dinleyicilerin onun kayıtlarına dönmesinin nedeni yalnızca nostalji değil; zamana direnebilen, kolayca taklit edilemeyen o kendine has müzikal kimlik.
Türkiye’nin müzik tarihinde zaten kendine has bir yerde duran Esmeray’ın Afro-Türk kimliği de onu kültürel olarak ayrı bir noktaya taşıyor. Ama ilginç olan şu ki, insanlar çoğu zaman bu hikayeyi bilmeden bile onun sesindeki farklılığı hissediyor. Sanki sesi dönemin geri kalanından hafifçe ayrılıyor. Bir mesafe var ama aynı zamanda tuhaf bir yakınlık da.
Belki de “Unutama Beni”nin yıllardır yaşamaya devam etmesinin sebebi tam olarak burada yatıyor. Şarkı yalnızca bir ayrılığı anlatmıyor çünkü. Daha çok, hafızanın çalışma biçimine benziyor. Bazı insanlar ya da bazı dönemler hayatımızdan çıksa bile tamamen silinmez ya; net bir görüntüden çok içeride kalan bir iz gibi yaşamayı sürdürür. Esmeray’ın şarkısı da tam olarak öyle hareket ediyor.
Ve belki de bu yüzden bazı şarkılar gerçekten kaybolmuyor. Çünkü müzik bazen yalnızca hatırlanan bir şey olmuyor: Bazen hafızanın kendisine dönüşüyor.






