Kapıyı Bulan İçeri Girer

Bugünlerde bir mekana girebilmek hiç de zor değil. Google Maps’te işaretliyorsun, yola düşüp kapısına ulaşıyorsun ve içeri giriyorsun. Her yer ulaşılabilir, her şey görünür, ve de her şey açık. Belki de tam bu yüzden, asıl ayrıcalıklı şey ulaşamamak.
Son yıllarda tekrardan karşımıza çıkan speakeasy barlar tam olarak bu hissin peşinden gidiyor. Dışarıdan bakınca çoğu zaman fark edilmiyorlar: işaretsiz kapılar, gizli girişler, bazen bir şifre, bazen sadece bilmen gereken bir detay. İçeri girmek için küçük de olsa bir eşiği geçmen gerekiyor, ya da en azından öyle hissettiriliyor. Oysa speakeasy dediğimiz şeyin ortaya çıkış noktası hiç de bu kadar estetik detaylı değildi.

Prohibition in the United States döneminde, yani alkolün yasak olduğu yıllarda, barlar gerçekten gizlenmek zorundaydı. İçeri girmek riskliydi, içeride olmak başlı başına yasa dışıydı. “Speak easy” denmesinin sebebi de buydu: dikkat çekmemek için sessiz konuşmak gerekiyordu. Ama tabiki de bugün aynı kelime, bambaşka bir şeyi tarif ediyor.
Artık ortada alkol konu olduğunda saklanılması gereken bir durum yok. Yine de bu tip mekanlar hala bilinçli olarak zor bulunur, zor girilir, hatta biraz erişilemez olacak şekilde tasarlanıyor. Yani bir anlamda, kimse yasaklamadığı halde erişim yasaklıymış gibi davranıyoruz ve belki de speakeasy kültürü tam olarak bu yüzden çekiciliğini koruyor.
Artık her şey fazlasıyla ortalıkta, anlık bir şekilde göz önünde. Gittiğimiz ve gezdiğimiz yerler fotoğraflanıyor, sosyal medya uygulamaları üzerinden etiketleniyor, ve paylaşılmadan yaşanmıyor. Mekanlar daha keşfedilmeden tüketiliyor. Bu kadar görünürlüğün içinde, hemen ulaşılamayan şey ise değer kazanıyor. Speakeasy’ler bu noktada sadece bir bar olmaktan çıkıyor. İnsana bir deneyim değil, bir nevi rol sunuyor.

Kapıyı arıyorsun, buluyorsun, içeri giriyorsun. O anda sadece bir mekana değil, küçük bir kurguya dahil oluyorsun. Sanki biraz gizli, biraz ayrıcalıklı, biraz da herkesin bilmediği bir şeyin içindesin. Bu his gerçek olmayabilir fakat etkisi oldukça gerçek.
Bir zamanlar zorunluluk olan bu gizlilik, bugün tasarlanmış bir ayrıcalığa dönüşmüş durumda. Ve işin bir de ince bir ironisi var. O zor bulduğun kapı, ertesi sabah birinin Instagram story’sinde, konum etiketiyle ve bütün yönergeleriyle birlikte karşına çıkıyor. Gizli olması hatta gizli kalması gereken şey bir tür sosyal dolaşıma giriyor. Yine de yaşanmışlığın, orada tam zamanında bulunmanın hissi sende kalıyor.
Çünkü belki de gerçekten aradığımız şey gizlilik değil: Herkesin her şey ve her yere ulaşabildiği bir dünyada, biraz daha ‘az ulaşılabilirliğe’ dahil olmak.






