sanat

Buckley’nin Sesindeki Sufi Hayalet

Son zamanlarda Jeff Buckley’nin müziğinin yeniden ortaya çıkışını fark etmemek zor. TikTok editlerinde, Spotify playlistlerinde, Instagram reels’lerinde ya da bazen gece bir mekanda arkadan çalan şarkılarda aynı isim dönüp dolaşıp tekrar karşımıza çıkıyor: “Lover, You Should’ve Come Over,” “Grace,” “Hallelujah.”

90’lar alternatif rock müziğinin yeniden popülerleşmesiyle beraber Buckley’nin sesi de yeni bir jenerasyonun içinde kendine tekrar yer açıyor gibi duruyor. Ama ilginç olan şu ki, Buckley zaten hiçbir zaman kendi dönemindeki diğer Amerikan rock müzisyenleri gibi duyulmuyordu. Müziğinde her zaman daha taşan, daha kırılgan ve neredeyse “ruhani” denebilecek bir yoğunluk vardı. Ve bu hissin izini biraz geriye doğru sürdüğünde karşına Nusrat Fateh Ali Khan çıkıyor.

Pakistanlı qawwali ustası ve Sufi müziğinin en güçlü seslerinden biri olarak görülen Nusrat Fateh Ali Khan, yalnızca kendi coğrafyasını değil, dünya müzik tarihini de etkileyen figürlerden biri haline geliyor. Buckley ise Nusrat’ın müziğiyle ilk kez 1990’ların başında karşılaştığında Urduca bilmiyor. Hatta qawwali’nin içinden çıktığı, yüzyıllardır süregelen Sufi müzik geleneğine de hakim değil. Ama buna rağmen müziğin etkisi dili aşıp kendini anında hissettiriyor.

Buckley ilerleyen yıllarda Nusrat’tan bahsederken onu yalnızca “iyi bir vokal” olarak anlatmıyor; neredeyse doğaüstü bir güçten söz eder gibi konuşuyor. Hatta bir röportajında ona “my Elvis” diyor. Günlüklerinde ve notlarında Nusrat’ın sesini “part Buddha, part demon, part mad angel” diye tarif ettiği bile oluyor. Qawwali kasetleri topluyor, Sin-é dönemindeki canlı performanslarında Nusrat parçaları söylüyor ve hatta onun için hazırlanan albüm seçkilerine yazılar yazıyor. Çünkü Buckley’yi etkileyen şey yalnızca teknik beceri değil; sesin içindeki teslimiyet hissi.

Qawwali müziği zaten tekrar, yükseliş ve duygusal taşma üzerine kurulu bir yapı taşıyor. Şarkılar ilerledikçe kelimeler bazen anlamlarından kopup doğrudan hisse dönüşmeye başlıyor. Özlem yalnızca romantik bir duygu gibi değil, manevi bir açlık gibi hissediliyor. Nusrat’ı, özellikle Urduca bilmeyen biri olarak dinlemek de bu yüzden çoğu zaman bir performans izlemekten çok, bir insanın tamamen duygunun içine karışışına tanıklık etmek gibi geliyor.

Buckley’nin müziğinde de Nusrat’tan sonra buna benzer bir dönüşüm hissediliyor. Özellikle canlı performanslarında sesi artık ‘temiz’ ve kontrollü bir enstrüman gibi davranmıyor; titriyor, yükseliyor, kırılıyor, sonra yeniden toparlanıyor. Şarkı söylemek teknik bir beceriden çok fiziksel bir dışadöküme dönüşüyor sanki. Hatta bu etkinin izini “Lover, You Should’ve Come Over”ın girişindeki harmonium’da bile duymak mümkün. Qawwali’nin temel enstrümanlarından biri olan harmonium burada küçük bir detay gibi duruyor ama Buckley’nin müziğinde bıraktığı iz oldukça büyük.

Çünkü bu şarkı artık klasik bir ayrılık hikayesi gibi işlemiyor. İçindeki özlem fazla büyük. Aşk, romantik bir anlatıdan çok manevi bir tükenmişlik hissine dönüşüyor.Belki de Buckley’nin Nusrat’ın müziğinde dili anlamadan hissettiği şey tam olarak buydu: bazı sesler çevrilmeden önce anlaşılır.

Bugün Jeff Buckley’nin yeniden bu kadar yoğun şekilde dinlenmesi de belki biraz bununla ilgili. Çünkü çağdaş müzik ve internet kültürü çoğu zaman duyguları ironiyle birlikte saklamaya çalışıyor. Buckley’nin sesi ise tam tersine kendini tamamen açık bırakıyor, bir nevi dışa döküyor. Ve belki de yeni jenerasyonun onda yeniden bulduğu şey yalnızca 90’lar nostaljisi değil; filtresiz, neredeyse savunmasız bir yoğunluk hissi.

Nusrat Fateh Ali Khan’ın Buckley üzerindeki etkisi de tam burada önem kazanıyor zaten. Bu yalnızca müzikal bir etkilenme hikayesi değil. Daha çok, bir sanatçının başka bir sanatçıya sesin ne kadar ileri taşınabileceğini göstermesi gibi.

Ve belki de her müzikal geri dönüşün içinde daha eski yankılar saklıdır. Çünkü bugün Jeff Buckley’nin sesine geri dönen insanlar, farkında olmadan başka bir coğrafyadan yükselen Nusrat Fateh Ali Khan yankısını da yeniden duymaya başlıyor olabilir.

Kendi küçük Jeff Buckley önerilerimi de buraya bırakmadan geçemeyeceğim: “Lilac Wine, ”özellikle canlı performans hissiyle “Dream of You and I”ın extended version’ı, “Morning Theft” ve tabii ki “I Know It’s Over. ”

Başa dön tuşu