sanat

Bedenin Sınırında Sanat

Bir sanatçı olarak Christopher Lee Burden bedeni sadece bir araç olarak kullanmamıştır. Aksine, bedenin performans sanatındaki yerini kökten dönüştüren bir isim olarak sanat tarihine geçmiştir.

Onun ardından performans sanatının önünde ciddi bir soru belirdi: Beden” artık yalnızca sembolik değilse, gerçekten risk altındaysa, bununla ne yapılır? Bu ne anlama gelir? Bu risk izleyiciye mi devredilir, zamana mı yayılır, yoksa onun içinde kalmayı mı öğrenmek gerekir?

Tehlikeyi sadece ima eden işler vardır; bir de tanıdığımız o konforlu ve güvenli alanı tamamen ortadan kaldıranlar. Chris Burden’ın performansları açıkça ikinci gruba girer.

1946 doğumlu, Amerika ile Avrupa arasında büyümüş bir sanatçı. Onu araştırırken hayatında öne çıkan bir detaya rastladım: On iki yaşındayken geçirdiği bir motor kazasının ardından anestezisiz ameliyat oluyor. İster istemez insan bunu bir tür başlangıç hikayesi gibi okuyor. Ama Burden söz konusu olduğunda beden hiçbir zaman arka planda kalan bir şey değil; aksine hep meselenin tam merkezinde duruyor.

1970’lere gelindiğinde performans sanatı zaten nesnelerden uzaklaşıp eyleme yönelmiştir. Burden ise bu dönüşümdeki o mesafeyi tamamen ortadan kaldıran bir role sahip olmuştur. Onun işleri riski temsil etmiyor, doğrudan yaşatıyordu. Gerçek zaman, gerçek sonuçlar, gerçek bir beden. Beden artık bir şeyi temsil eden değil, bir şeyin içinden geçen haline geliyordu, çünkü bir Burden çalışmasına bakarken analiz yapmaktan çok, bir ana tanıklık edersin.

Burden’ın geride bıraktığı şey sadece birkaç çarpıcı performans değil, algıda bir kırılmadır. Performans sanatında Burden’dan bir öncesi bir de sonrası vardır. Çünkü ondan sonra performansta beden artık metaforun arkasına saklanamaz: O çizgi çoktan geçilmiştir.

Bir mirastan söz ediyorsak, başka isimleri de anmak gerekiyor. Bunlardan biri de Tehching Hsieh’dir. Five Day Locker Piece’te Burden kendini beş günlüğüne bir dolaba kapatarak dayanıklılığı yoğunlaştırırken, Hsieh tam tersini yapıyor. Art/Life: One Year Performance 1983–1984 (Rope Piece)’te bir yıl boyunca başka birine bağlı kalmak dramatik bir an yaratmıyor; aksine uzuyor, gündelik hayatın içine yayılıyor. Burden seni bir anda çarparken, Hsieh yavaş yavaş yorar. Böylece soru da değişiyor: Beden bir anda neye dayanırdan, ne kadar süre dayanabilir’e kayıyor.

Başka bir örnekte mesele doğrudan şiddete geliyor ama daha önemlisi, bu şiddetin kimin kontrolünde olduğuna. Shoot performansında Burden şiddeti saniyesine kadar kontrol ediyor. O an gerçek, ama aynı zamanda ona ait: planlı, sınırları belli. Marina Abramović ise bu kontrolü tamamen dağıtıyor. Rhythm 0’da bedenini izleyicinin önüne bırakıyor ve geri çekiliyor. Tehlikeartık eylemin kendisinde değil, odadaki insanlarda. Soru da değişiyor: “Ne olacak?” değil, “Sen ne yapardın?”

Burden’ın etkisi tam da burada hissediliyor. Performans sanatını sadece genişletmiyor, aynı zamanda dengesini bozuyor. Ondan sonra beden uzaktan, güvenli bir şekilde izlenebilecek bir şey olmaktan çıkıyor. Daha kırılgan, daha açık, daha gerçek bir şeye dönüşüyor.

Belki de asıl mesele tam olarak bu. Burden’dan sonra gelen sanatçılar bu gerilimi farklı şekillerde taşıyor: kimisi zamana yayıyor, kimisi izleyiciye bırakıyor, kimisi ise o rahatsız alanın içinde kalmayı seçiyor. Ama bedenle kurulan ilişki bir kez değiştikten sonra, performans sanatı artık eskisi gibi kalamıyor.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu