bi'şeyler

Söyle Güzeller Şahına

Her hayat kendini bir kutsal toprak zanneder ve her fani de bir fatih. Ayağının bastığı, gözünün gördüğü ve de uzanıp dokunabileceğine inandığı her yer kahramanlığının ilhamıdır. Bildiğini okur fani ve aslında sadece cebindekini söyleyebilir. Yalnızca fıtratına uygun olanı merak etmeye müsaade eder. Yeni biriyle tanışmak, yeni şarkılar keşfetmek, değişik tatlılar ve kahveler denemek, farklı kostümlere dolanmak, paraşütle atlamak, nice, derin mistik ritüellere yakınlık ya da daha önce görmediği yerlerde tatil yapmak da buna dahil. Fani, çoğu zaman farkında bile olmadan, ilgisini ya da amacını, kendi özünden süzerek oluşturur ve bu deneyime taş üstüne taş koymadan veda eder maalesef. Her defasında aynı devran dönmüş, mektuplar, köprüler yakılmış. Her şey geçici olduğu için, hepsi geçmiş.

Faninin 40 deneyiminden sonra, nihayet aynada öz molekülleriyle karşılaştığı/bizzat tanıştığı hayatlarda, devran bildiği gibi değildir. Aynada gördüğü; incinen kırık tahta masa, şoka girip öylesine bir yerde duran saat, yenik düşen, yırtık tişört, parçalanan sökük hırka, hırpalanan delik çorap, perişan ve yanmış ev, bezgin, soğutmayan klima, tepkili, kablosu kopmuş telefon, yaşlanan bozuk makine, yaralı kalp, donmuş ruh, işitmeyen kulak, kör göz, hissetmeyen beden, hevesi kaçan fani…

Seherde aynaya bakan özünü görür. Bozuk olan her şey açık eder kendini, dile gelir ve onarılma hevesini haykırır. Karanlık düşmanı değil. Göz gözü görmüyorken başlar çalmaya orkestra. Tamir etmek; onun biçimini, eskiden bildiği hale geri getirmek, alışık olduğu görünüme döndürmek değildir. Eskisi gibi işe yarar hale getirmektir. Bir biçimde, bin bir gayretle özünü bilmek; onarılana amacını geri vermek, hatırlatmaktır. Gördüğü artık tanıdık değilse de vazifesini tekrar yerine getirmeye başlar. Aynaya bakan, fethi görür. Yarasını bilen, kurşunu yerinden söker alır.

Fatihin derdini sevmeyi öğrenmesi, çabasına bağlı kılınır. Fetih, sandığının aksine; umudun ya da hayal etmenin çok ötesinde bir yerde, hiçbir şeyin kalmadığı halde tezahür eder. Hatırlar, onu buraya kadar getiren varlığı nerede yok etmesi gerektiğini. Gördü mü ışığın o minik yara izinden içeri nasıl süzüldüğünü? Eksik, bozuk ya da kırık olan her şey sessizce gününü bekler. Böğrü deşilip yanmadıkça, paramparça olmadıkça; dağlanıp kanatlarının kırılmasına, kanayıp merhem olmaya razı olmaz.

Yol cümleden uludur. Vahdette incinmenin mümkün olmadığını bilen cesur ve tutkuludur. Kaynağında acemi karanlığını büyütürken, aydınlığa tutkundur. Devranda yeni hiçbir şey yoktur, çemberin sesini duyan, son semaha katılır.

Başa dön tuşu