Beğen, Kaydır, Unut

Artık arzu bile bir ürün gibi. Beğen, sağa kaydır, mesaj at, sonra sıkıl… Hepsi bir döngü. Seçenekler arttıkça seçmek zorlaşıyor; birini beğeniyorsun ama “daha iyisi” hep varmış gibi hissediyorsun. O yüzden kimse kimseyi tam olarak beğenmiyor, tatmin olmak neredeyse imkânsız hâle geliyor. Kapitalizm arzuyu besliyor, ama tatmin olmanı istemiyor; tatmin eden insan scroll etmez, like atmaz, bir şey satın almaz.

Bağlanmak artık lüks bir eylem. Algoritmalar bize anında karar vermeyi öğretiyor; iki saniyede “evet” ya da “hayır”. O iki saniyede insanları değil, arzunun piyasa değerini ölçüyoruz. Hız, bu çağın dini olmuş durumda ve yavaşlamak neredeyse imkânsız. Tanımak, anlamak, bağlanmak… Hepsi zaman istiyor, ama zaman kapitalist sistemin işlemediği bir para birimi gibi.

Yalnızlık da artık bir pazar. Terapi uygulamaları, self-care ürünleri, yalnızlık kokan influencer içerikleri… Her şey yalnızlığımız üzerinden şekilleniyor. Seçenek çok, ama tatmin yok; yalnızlık da bir ticari fırsat hâline gelmiş. Belki de sorun arzuda değil, sonsuz seçeneğin yarattığı kararsızlıkta. İnsanlar istiyor gibi yapıyor ama aslında kimseyi istemiyor, hep bir “daha iyisi” ihtimaliyle oynuyor. Arzunun da, insanın da değeri bu döngüde giderek düşüyor.






