sanat

Bir Şehir, Bir Araba, Majid Jordan

Gece şehrin ışılarının altında keyfine arabayla bir tur. Bluetooth ile telefonunu bağladın ve hangi şarkıyı çalarsın? Benim önerim Majid Jordan – King City.

Bazı böylesine şarkılar belirli bir yerde değil de, günün belli bir saatinde dinlenesicedir. Majid Jordan’ın müziği de hep gecenin ilerleyen saatlerine aitmiş gibi geliyor. Başkalarının evde Netflix izlediği gecenin bir saati arabayla çıktığın gezintide, sokak lambalarının ve hala açık olan işletmelerden gelen ışıkların araba camından içeri vurduğu, gittiğiniz yerden mi yoksa geride bıraktığınız birinden mi uzaklaştığınızı pek bilmediğiniz o saatlere.

Diyeceğim o ki, aslında çoğumuz Majid Jordan’ı tanımadan önce Majid Jordan dinlemiştik.

Majid Al Maskati ve Jordan Ullman’ın büyük kitlelerle ilk karşılaşması kendi isimlerini taşıyan bir albümle değil, Drake’in 2013 tarihli “Hold On, We’re Going Home” şarkısıyla gerçekleşti. İkilinin prodüksiyonunda önemli rol oynadığı parça, Drake’in o dönemki sound’unun en ayırt edici örneklerinden biri haline gelirken Majid Jordan’ın ileride kendi müziklerinde geliştireceği dünyanın da izlerini taşıyordu: synth’ler, R&B vokalleri, dans müziğine yaklaşan ritimler ve bütün bunların altında dolaşan belli belirsiz bir melankoli.

Şarkının ortaya çıkış hikayesi ise neredeyse müziğin kendisi kadar ilginç. Drake’in Nothing Was the Same albümü üzerinde çalışıldığı dönemde Majid ve Jordan stüdyoda o kadar fazla vakit geçiriyorlar ki Majid bir süre stüdyonun içine kurduğu çadırda uyuduğunu anlatıyor. İkili daha sonra “Hold On, We’re Going Home” olacak parçayı bir USB’ye kaydedip Drake’e veriyor. Ertesi gün stüdyoya döndüklerinde Drake vokallerini çoktan kaydetmiş oluyor. Noah “40” Shebib’in onlara söylediği ise oldukça net: “We’ve got the single.”

Fakat Drake için ürettikleri müzik, Majid Jordan’ın hikayesinin yalnızca başlangıcıydı. Beyoncé ve Drake’in “Mine” şarkısından farklı OVO projelerine uzanan prodüksiyon çalışmalarının ardından, ikilinin kendi isimlerini taşıyan Majid Jordan albümü 2016’da yayınlandı. Bu kez başkasının dünyasına bir sound vermek yerine kendi seslerini dünyaya duyuruyorlardı. Majid de albümü o dönem oldukça basit bir şekilde açıklamıştır: “This album is really our chance to introduce people to our world.”

Bu dünyanın nasıl bir yer olduğunu anlamak için albümün en büyük single’larından çok “King City” ve “Day and Night” gibi şarkılara kulak vermek daha ilginç olabilir.

Özellikle “King City” bir yere varmaktan çok bana bir yerden geçiş hissini veriyor. Jordan’ın prodüksiyonu sürekli ileri doğru hareket ederken Majid’in sesi sanki bu hareketin biraz gerisinde kalıyor. Şarkıya dans edilebilir ama o kadar da neşeli değil; melankolik demek istiyor insan ama bu manada yüklü de değil.

Yıllar sonra bile Majid Jordan’ın bu döneminden olan şarkılarını dinlerken gözümde canlanan imgeler zamansız: gece sürüşleri, otoyollar, boşalan şehir sokakları, araba camından geçen bulanık parıldayan ışıklar.

“King City” şarkısı için yapılan en basit yorumlardan biri yalnızca “a vibe.” Fakat o vibe biraz kurcalandığında oldukça belirgin bir dünya ortaya çıkıyor: nostaljik ama geçmişte kalmış değil, melankolik ama hareketsiz hiç değil.

“Day and Night” ise daha adından başlayarak Majid Jordan’ın sevdiği arada kalmışlıklardan birini taşıyor. İkilinin müziğinde dans pisti ile yatak odası, kalabalık ile yalnızlık, yakınlık ile mesafe birbirinden hiçbir zaman kesin çizgilerle ayrılmıyor. Bir şarkı sizi hareket ettirirken aynıanda içe dönük hissettirebiliyor. Elektronik prodüksiyonun soğukluğu ile Majid’in vokalinin sıcaklığı arasındaki gerilim de grubun kendine özgü sound’unun önemli bir parçasına dönüşüyor.

Bunun tesadüf olmadığı, ikilinin kendi müziklerini anlatma biçimlerinden de anlaşılıyor. Jordan bir röportajında yaptıkları şeyi kısaca “mood music” olarak tanımlıyor. Başka bir konuşmada ise müzik üretirken yalnızca sesleri düşünmediklerini, aynı zamanda “outfits, ideas and worlds” hayal ettiklerini söylüyor. Majid’in müziklerini anlatırken zihninde arabalar, yollar ve sinematik sahneler canlandırdığını söylemesi de benim gibi dinleyicilerin bu şarkılarda neden benzer görüntüler bulduğuna biraz açıklık getiriyor.

Majid Jordan’ın müziğinin beni çeken yönü tam da içine girebileceğim, bir anlık da olsun, orada kaybolabileceğim bir atmosfer yaratmasıdır. Jordan’ın ilk albüm üzerinde çalışırken söylediği gibi amaçları “timeless music” yaratmaktı. Gerçekten de Majid Jordan bugün dinlendiğinde 2016’ya hapsolmuş bir albüm gibi gelmiyor. Motown’dan house’a, elektronikten Janet Jackson’a uzanan referanslarını tek bir dönemi taklit etmek için değil, kendi zaman algısını yaratmak için kullanıyor. “King City”nin bugün hala gece yarısı bir arabanın içinde aynı şekilde dinlenebilmesinin sebebi belki de biraz bu.

Ve 2026’da Majid Jordan’ın güncel müziğine baktığımızda manzara hem tanıdık hem de farklı. “Cold,” “Island Time” ve “Rather Be With You” gibi yeni şarkılarda ilk albümün tınısı hala hissediliyor: elektronik prodüksiyon, Majid’in kolay kolay yükselmeyen vokali, romantik bir yakınlığın ardında sürekli var olan o mesafe.

“Cold” bu yeni dönemin daha hareketli tarafını gösteriyor. Jordan’ın prodüksiyonu yine bedeni harekete geçirirken Majid’in vokali şarkının üzerinde süzülüyor. “Island Time” ise daha sıcak, hareketli ve açık bir alana geçiliyor. “Rather Be With You”da ise bütün bu atmosferin merkezinde yıllardır Majid Jordan şarkılarında bulunan o basit mesele kalıyor: birine yakın olma arzusu.

Açıkcası Majid Jordan’ın diskografisini büyük dönüşümler üzerinden anlatmak pek doğru değil. Bana göre Majid ve Jordan’ın var ettiği sound hiçbir zaman tamamen terk edilip başka bir şeye dönüşmedi: aksine taşıdıkları ve dinleyicilere yansıttıkları duygusal alanın sınırlarını genişlettiler. Prodüksiyon değişti, müzik zaman zaman daha parlak, daha sıcak veya daha dans odaklı hale geldi; fakat özünde hep aynı soru kaldı: Birine yakın olmak isterken aranızdaki mesafeyle ne yaparsınız?

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu