bi'şeyler

The Pitt, Hawaii, Veda

The Pitt izleyenler hatırlayacaktır. Bir baba ölmek üzeredir ve çocukları ne söyleyeceklerini bilemez. Dr. Robby onlara Hawaii kökenli bir uygulamadan söz eder: Ho’oponopono. “Dört şey” der. Söylemesi basit ama söylemesi hiç de kolay olmayan dört şey:

Seni seviyorum.
Teşekkür ederim.
Beni affet.
Seni affediyorum.

Kulağa biraz fazla iyi hissettiren bir wellness ritüeli gibi geliyor. Birkaç kez tekrarla, geçmişi bırak, evrenle barış. Oysa işin aslı çok daha eski ve çok daha kolektif.

Ho’oponopono kelimesinin merkezinde pono var. Pono; doğru, adil, dengeli, olması gerektiği gibi olma fikrini taşıyor. Hoʻo ise bir şeyi o hale getirmek anlamında kullanılıyor. Dolayısıyla Ho’oponopono’yu kabaca “bir şeyi yeniden doğru hale getirmek” diye düşünebiliriz. Kelimenin iki kez tekrarlanması da bu düzeltme fikrini güçlendiriyor. Ve geleneksel Ho’oponopono aslında tek başına oturup “seni seviyorum” demekten ibaret değil.

Hawaii’de özellikle ohana, yani aile ve geniş aile, kişinin varoluşunun merkezinde yer alıyordu. Aile içinde ortaya çıkan bir kavga yalnızca iki insanın problemi olarak görülmüyordu; bütün ilişkiler ağını etkileyen bir düğüm haline gelebiliyordu. Ho’oponopono da bu düğümü çözmek için kullanılan bir aile uzlaşma pratiğiydi. Mary Kawena Pukui’nin aktardığı biçimiyle aile bir araya geliyor, problemin ne olduğu konuşuluyor, insanlar kendi paylarını kabul ediyor, pişmanlık ve özür dileme gerçekleşiyor, karşılıklı olarak affediliyor ve mesele kapatılıyordu. Sürecin içinde dua ve sessizlik de vardı.

Yani amaç sadece “kendini iyi hissetmek” değildi. Amaç, bozulmuş bir ilişkiyi yeniden pono haline getirmekti.

Bugün bildiğimiz dört cümlelik versiyon ise bu geleneğin bireysel bir uyarlaması. 20. yüzyılda Hawaiʻi’li şifacı Morrnah Nalamaku Simeona tarafından geliştirilen Self-Identity Through Ho’oponopono yaklaşımıyla, aile toplantısından çıkıp kişinin kendi içinde uygulayabileceği bir pratiğe dönüştü. İnternette bugün en çok gördüğümüz “I’m sorry, please forgive me, thank you, I love you” formu da bu modern çizginin parçası. Yani bu dört cümleyi doğrudan “antik Hawaiʻi ritüelinin orijinali” diye sunmak pek doğru değil.

Belki de bu ayrım Ho’oponopono’yu daha ilginç hale getiriyor. Çünkü geleneksel haliyle mesele kendini affetmekten önce ilişkiyi onarmak.

Ve tam burada The Pitt devreye giriyor.

Dizinin “10:00 A.M.” bölümünde Dr. Robby, ölmek üzere olan bir hastanın çocuklarına Ho’oponopono’dan bahsediyor. Babalarına veda ederken söyleyebilecekleri dört şeyi sıralıyor: sevgi, teşekkür, affetme ve özür.

Sahnenin etkileyici tarafı da burada. Çünkü ölüm yaklaşırken insanın elinde bazen uzun konuşmalar değil, söylenmemiş birkaç cümle kalıyor.

“Beni affet.”
“Seni affediyorum.”
“Teşekkür ederim.”
“Seni seviyorum.”

Ho’oponopono’nun bugün hâlâ ilginç gelmesinin nedeni de bu. Modern hayat ilişkileri hızla tüketirken, Hawaii kültüründen gelen bu pratik bize biraz eski moda bir şey öneriyor:

Önce neyin bozulduğuna bak.
Sonra kendi payını kabul et.
Sonra konuş.
Sonra affet.
Ve mümkünse gerçekten düzelt.

Çünkü bazı şeyleri geride bırakmanın yolu her zaman unutmak değil. Bazen önce onları yerine koymak gerekiyor.

Başa dön tuşu